18 Mayıs 2009 Pazartesi

Türk Telekom'la Sınırsız (!) Adsl

Türk Telekom dünyanın en pahalı ADSL bağlantısını sattığı yetmezmiş gibi internet kullanıcılarını aptal yerine koymaya devam ediyor. En son bombaları 8 Mbps sınırsız internet aldatmacasını okuyunca artık yazmadan edemedim.

Neymiş düşük hızdaki tarifeleri tek tarifede toplamışlar. Buna göre 8 Mbps hızda;

4 gb kotalı 29 TL
6 gb kotalı 39 TL
Limitsiz 49 TL olacakmış.
Aynı parayı 1 Mbps bağlantıya ödeyen bir kullanıcı olarak sevinçten uçarsınız. Ama Türk Telekom'un her yaptığı gibi şeytan ayrıntıda gizlidir. "Adil Kullanım" diye bir şey uydurup 15 gb limit koymuşlar "LİMİTSİZ" tarifeye. Bu limit bitince hızınız otomatikman 512 kbps'e düşecekmiş ay sonuna kadar.

Sürekli hızlandırmaktan bahseden Türk TElekom daha önce kaldırdığı 512 kbps hızı yeninden çıkarıp bizi geriye götürmüş ve yavaşlatmış oluyor ve bunu sizi hızlandırdım diye satabiliyor. Tek kelimeyle BRAVO !

Size durumu şöyle izah edeyim;

8 Mbps'lik bir hız yaklaşık kayıpları filan katınca 800 k/s 'de(aslında 1000 k'dır) veri indirebilirisiniz demektir.
Bu da günlük
800 k * 60 sn * 60dk * 24 saat= 65 GB data eder ayda ise 1,9 Tbyte veri eder.

Bu Limitsiz bir tarife değildir. 15 gb limitli bir başka tarifedir. Türk Telekom kullanıcılarla resmen dalga geçmektedir. Herkesi limitli kulanıma mecbur etmeye zorlamaktadır.

Tüm dünyada internet hızlandıkça indirilecek veri miktarı artmaktadır. Eskiden vcd kalitesindeki bir saatlik görüntü 350 mb. civarında yer kaplarken artık internette Full HD kalitesinde görüntüler bulmak mümkündür. Full HD 1080p kalitesinde 100 dk.lık bir görüntü 7.5 GB yer kaplamaktadır.


Teknoloji hızla gelişiyor evlere alınan settopbox 'lar ile artık istediğiniz filmi HD kalitesinde online seyredebiliyorsunuz.

Türkiye'de pek çok AppleTv kullanıcısı var benim bildiğim.

Türk telekom kullanıcıya ayda 2 film indir ondan sonra otur oturduğun yerde demek istemektedir.

Türk Telekom 'un hesabı basit yatırım yapmadan mevcut hattı satabildiğim kadar çok kişiye ve en pahalı tarifeden satayım ve parayı kapayım istiyor.

Tek kelimeyle yazık....!!!!

18 Mart 2009 Çarşamba

Air Bag ve Emniyet Kemeri

2009 yılı çok şanslı başlamadı benim için. Ocak ayı sonlarında yanda da fotoğrafını gördüğünüz Renaul Meganne marka araçla Susurluk çıkışında yoldan çıkıp karşı şeride ve oradan da şarampole yuvarlanıp takla attım.

 

Allah'a şükür ki Air Bag ve Emniyet Kemeri sayesinde mucize eseri küçük sıyrıklarla atlattım kazayı.

 

Emniyet Kemeri ve AirBag'in faydaları sürekli anlatılır. Eminyet Kemeri takmak yasal mecburiyettir ama insan ancak başına gelince anlıyor ne kadar önemli olduğunu.

 

Ben kaza yapmam, çok dikkatliyimdir havasında olan bazı sürücülerin emniyet kemeri takmamak için yaptıklarını görünce bu yazıyı yazmak şart oldu. Ancak bir Türk'ün aklına gelebilecek yeni bir aksesuar çıkarmışlar şimdi. Bazı araçlarda Air Bag emniyet kemeri ile beraber çalıştığı için bu eminiyet kemeri tokasını kemere takıyorsunuz hem air bag çalışıyor hem de kemer ikaz alarmı çalmıyor. Bunu takan arkadaşlar her halde en azından Air Bag çalışır diye düşünüyorlar. Ancak bir kaza yapınca anlıyorsunuz ki sizi sağa sola çarpmadan, aracın dışına fırlamadan asıl koruyan Emniyet Kemeridir. Siz araçta oraya buraya savrulurken Air Bag açılsa da olur açılmasa da. O yüzden tüm sürücülere tavsiyem Emniyet Kemerlerini mutlaka takın. Hatta yanınızdai ve arka koltukta oturanlara da mutlaka taktırın. Türkiye'de arka koltukta kemer takma alışkanlığı çok azdır. İstatiskiler gösteriyor ki kazalrda en çok zararı arka koltukta kemer takmayanlar görüyor.

 

 


Air Bag teknolojisine kısaca bir bakarsak çarpma anında 1/25 saniyede tetiklenen sistem kapalı haldeki yastığı nitrojen gazıyla doldurup olabilecek ölümcül yaralanmaları önlemeyi amaçlıyor. 1980'li yıllarda hayatımıza giren bu sistem istatistiklere göre
önden çarpışmalı kazalarda ölüm oranını %30 azalttmıştır.

 

Daha detaylı bilgi HowStuffWorks sitesinde bulunabilir.

 

Yukarıda da bahsettiğim gibi yağmurlu bir havada yaptım kazayı geçenlerde Faith Altaylı'nın Haber Turk sitesinde yağmurlu havada araba kullanmakla ilgili yazdığı bu yazıdan b

ir bölümü alınıtılıyorum. Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz

 

"... Yağışlı havalarda otomobillerin yol tutuşunun azaldığı ve yoldan çıkma riskinin arttığı bir gerçek. Bunu ortadan kaldırmanın bir yolu yok. Ancak yol tutuş kaybını engellemenin yolları var.

İlk yapılması gereken iyi bir lastik sahibi olmak. Otomobiliniz istediğiniz kadar iyi olsun yol tutuşunuz lastiklerinizin kalitesi kadardır.

 

Yağışlı havalar için diş derinliği ve su deşarj kapasitesi yüksek lastikler şarttır. Kabaklaşmış lastikler yağışlı havada kayak vazifesi görür.

 

Diğer bir önemli nokta lastiğin genişliği. Normal havalarda kalın bir lastik, yol tutuşa olumlu katkı yapar. Ancak yağışlı havalarda gereğinden geniş bir lastik, hele bir de su deşarj eden türden değilse tutunma yüzeyini değil, kayma yüzeyini arttırır. Kayakçılar gayet iyi bilecektir daha uzun veya kara temas yüzeyi daha fazla olan kayaklarla daha hızlı kayarsanız. Gereğinden kalın lastikler de aynı işlevi görür. Özellikle bir su birikintisine girdiğiniz anda otomobil bu geniş lastiklerin üzerinde, sanki bir Zodiac bot gibi kaymaya başlar.

 

Dikkat ederseniz yağışlı havalarda, kısıntıya giren otomobiller Porsche, Ferrari gibi spor araçlar. Niye? Çünkü lastikleri geniş, buna karşın ağırlıkları düşük. Hele bir de lastikler yağmur lastiği değilse kazaya davetiye. Otomobillerin asfalta tutunmasında sorun olduğu zaman otomobil dört değil isterse sekiz çeker olsun farketmez. Tutunma yoksa çekiş de yok.

 

Bütün önlemleri alsanız da, su birikintisine girmeniz kaçınılmaz. Çünkü yollar berbat, hatta iğrenç. Peki girince ne yapacaksınız. Aslında girince değil girmeden ne yapacaksınız demem lazım. Tüm sürücelerin bilmesi gereken bir şey var ki, direksiyon denilen yuvarlak çok önemli. O direksiyonu hiç bir zaman bo bırakmayın. Tek elle, parmakla, yandan ttutmayın. Direksiyonu daima iki elle sıkıca kavrayın. Eğer direksiyon sıkıca kavranmışsa su birikintisine girdiğiniz zaman sorunlar minimuma iner. Mesele aslında bir ağırlık transferi meselesi olduğu için kaysanız bile yoldan çıkmaz, otomobil ekseni etrafında dönse bile bir düz hat üzerinde döner. Eğer direksiyon sıkı tutulmuyorsa otomobilin ne yapacağını hiç bilemez, o andan itibaren bir daha kolay kolay kontrol edemezsiniz.

 

İkinci önemli nokta su birikintisine girince asla ama asla frene basmayın. Böyle bir hareket kazayı kaçınılmaz hale getirir. Kontrol tamemen sizden çıkar. Ve en önemlisi yağışlı havalarda süratinizi mutlaka düşürün. Normal koşullardan en az yüzde 20 daha yavaş gidin. Bu pek çok sorunun ortaya çıkmasını engelleyecektir. Sağlam ve modern otomobiller çok güvenilir makinalardır. Hangi koşullarda ne yapacakları çok bellidir. Yeter ki, siz o koşulları bilin ve ona uygun davranın. "

 

Herkese Hayırlı ve Dikkatli Yolculuklar....

Kemer Takmayı Unutmayın ! Hayat Kurtarır....

 

5 Aralık 2008 Cuma

Vanilya, Karamel, Çikolata LIPTON


Aranızda hiç çok begendiği bir ürünün aniden üretimden kaldırılmasına sinirlenen oldu mu? Hele bu en ünlü markalardan biri tarafindan yapılırsa insan daha çok bozuluyor.

Bir kac yil once Milka'nın espresso ve cappuccino kremali cikolatalari vardı her gördüğüm yerde alırdım 1-2 ay içinde birden ortadan kayboldu. Algida'nın frambuaz aromalı magnuma benzer bir dondurması vardı, 1-2 sezon satıldı, yine yaz geldi ama dolaplarda izine rastlaymadık.


Yine cok severek tükettiğim LIPTON Karamel ve Vanilya aromali Siyah Çayları 2 sene satıldıktan sonra birden raflardan yok oldu.

Tamam anliyorum Lipton bitkisel çaylardaki ürün gamını sürekli yeniliyor, raflarda sonsuz yer olmadığına göre en az satan ürünlerden bir kaçını üretimden kaldırıp yeni ürünlere yer açmak istiyor. Ertesi sezonda yine en az satanın yerine yeni ürün koyuyor ve bu döngü böyle devam ediyor.

İyi tamam da biz begendiğimiz ve başka markada alternatifi olmayan bir üründen neden mahrum kalıyoruz onu anlamadım.

Bitkisel caylarda her markada çok satan ürünler vardır; Kuşburnu, Ihlamur, Adaçayı, Yeşil Çay vb. diğer çeşitler yenilikleri deneyecek kişilere göre dizayn edilir.

Bu çok kurumsal sirketler hep işin matematiği ile hareket ederler. Hangi markette kac cm lik rafta kaç ürün sergileyebilirim ?Bu rafın bir cay kutuluk maliyeti nedir? Bu maliyeti cıkarmak icin yeterince satış yapıyormuyum ? gibi datalara bakıp en dipte kalan 2-3 tanen ürünün üstünü çizip ortadan kaldırırlar.




Bunun istisnası PREMIUM ya da PRESTİJ tabir edilen ürünlerdir. Onlar hiç satmasa da raftaki yerlerini korurlar.




Bakınız Lipton Piramit çayları ya da Özel Dökme Çaylar



Bir başka anlamadığım konu ise Vanilya ve Karamel Aromalı siyah Çaylara raflarda yer bulamazken içeriği ve tatları nerdeyse %90 aynı Nar, Yaban Mersini ve Böğürtlen gibi bitkisel çaylara yer bulunabilmesi.

Bu çayların satışından sorumlu arkadaşlara onların tabiriyle "Blind Taste Test" yani Kör Tadım Testi yaptırsan bu çayları ayırt bile edemezler.

Lipton Türkiye'de kimse bu ürünleri doğru konumlandırdım mı; ürün başka ülkelerde örneğin yukarıdaki Lipton Avustralya web sitesinde de görüleceği üzere AROMALI SİYAH ÇAY kategorisinde iken ben neden bu ürünleri BİTKİSEL ÇAYLAR kategorisinde satmaya çalıştım, acaba satışlar bu yüzden mi düşüktü diye sorguladı mı çok merak ediyorum. Bu çayları doğru tüketici kitlesine ulaştırabildim mi diye sorduklarını ise hiç zannetmiyorum.


Ben Lipton Türkiye'nin internet sitesine bu görüşlerimi yazıp Vanilya / Karamel aromalı çayların neden piyasadan kaldırıldığını sormuştum ama bir cevap alamadım.


Bu yüzden artık Lipton markalı bitki çaylarını almamaya gayret ediyorum. Tüketicisine saygısı olmayan bir markayı evime sokmuyorum.

Peki çözüm diyenlere birinci önerim şu olacak bence Lipton Türkiye, Vanilya ve Karamel aromalı siyah çaylarin yanına Avustralya'da çıkarttığı Vanilla Nut &Honey ve Cookies and Cream aromalı çayları da (bkz.www.lipton.com.au/aromalı siyah çaylar) ekleyerek Aromalı Siyah Çayları, Bitki Çaylarından ayrı bir ambalajla yeniden konumlandırıp satışa sunmalıdır. Emin olun o prestij çaylarından daha çok satar.


Bu da olmuyorsa, raflarda durması bize çok külfetli yeterince satış olmuyor deniyorsa o zaman Lipton bu gibi ürünleri ve ek olarak prestij ürünlerini de satabilecegi bir gourmet internet sitesi yapip oradan satmalıdır.
Hem bu meraklı kitleyi yeni çıkacak ürünler için test kitlesi olarak da kullanabilir. Görüşlerimizi paylaşmaktan mutluluk duyarız. Unutmayın sayımız hiç de az değil. Bu fikirler için de para istemiyorum :)


Ayrica yıllardır sadakatle satın aldığımız böyle büyük bir markanın tüketicisine borcudur diye düşünüyorum.








4 Kasım 2008 Salı

Teknolojiye Çok Güvenmenin Sonu



Yanda gördüğünüz yol işaretinin fotoğrafı İngiltere'nin Galler Bölgesinde çekilmiş. Levhada "Konut bölgesidir. Ağır vasıtaların girmesi yasaktır." yazıyor. Eee tuhaflık nerde diyorsanız şöyle açıklayayım. Galler bölgesinde Yol Levhalarının hem İngilizce hem de Galce yazılması gerekiyor. Ancak devlet daireleri dahil, çok az konuşulan bu dili anlayanı bulmak da zor. Ne yapmış devlet dairesindeki görevli bir tercüme şirketine mail atmış. Gelen cevabı da hiç incelemeden tabelaya yazdırmış. Meğer bu mail adresi otomatik cevaplama modundaymış gelen mailde Galce şu yazıyormuş. "Şu an ofiste değilim. Lütfen tercüme işlerinizi gönderin".

Arkadaş ta almış bu yazıyı tabelaya yazdırmış. Aferin ona :)

Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

24 Eylül 2008 Çarşamba

Wi-fi Detektörlü T-shirt



Internet’ten bir an bile ayrı yaşayaman, adsl hattında arıza olduğunda ya da wi-fi olmayan bir yerde ne yapacağını bilemeyenerdenseniz. Amreika’da piyasaya çıkan $29.99 değerindeki bu t-shirt çok hoşunuza gidecek. Ve belkide sizinle aynı duyguları paylaşan karşı cinsleri etkilemekte işinize yarayacak.



Efendim bu t-sihrt üzerindeki anten ve seviye göstergeleri bulunduğunuz ortamdaki Wi-fi sinyalinin gücüne göre yanıp sönüyor.T-shirt’ün içlerine dikilmiş 3 adet pille çalışan gösterge teknoloji meraklılarının omazsa olmazı bence.



Gösterge mekanizması t-shirt’ten sökülebilir şekilde yapılmış. Yıkamanız gerektiğinde göstergeyi ve pil bölümünü çıkartıp soğuk suda ve narin yıkamada yıkayabiliyorsunuz.

22 Eylül 2008 Pazartesi

Eski Plaklarınıza Hayat Verin


Bu cihazı görünce küçük bir çocukken İzmir'de bit pazarında gördüğüm eski pikaplar geldi bir an aklıma. Evimizde pikap yoktu, biz kasetçalarla büyüdük. Bit pazarında dolaşırken bu pikaplardan bir tane alıp yine bit pazarından kendime plak kolleksiyonu yapmayı düşlerdim.




Plaktan kasete kayıt yapan plakçı dükkanları vardı o yıllarda. Yazları çırak olarak çalışmıştım hemen evimizin karşısındaki rahmetli Nihat Amcanın dükkanında. PTT'den emekli olunca açmıştı yarı plakçı yarı tuhafiyeci dükkanını. Paris'te yaşayan yeğeni orada en son çıkan plakları getirirdi. Türkiye'ye ithal ürünün pek gelmediği yıllardı. Pink Floyd ile orada tanışmıştım ilk olarak. Pioneer pikap ve anfi, anfinin volume metresinin müziğin ritmiyle hareketi şu an bile gözümüm önünde. Dijital değildi hiç bir şey sesi açtığında yeşil kırmızı ışıklar yanıp sönmezdi cihazların üstünde.




Daha sonra hızla değişti her şey kasetçalarlar zaten pikapların yerin almak üzereydi, dijital devrimle CD'ler hepsinin yerini aldı. En üstte pikap yer alan katlı müziksetleri ya depolara ya da yazlıklarda bir köşeye tıkıldı kaldı. Plaklar ya kırıldı ya da bir omo kutusunun içinde depolarda çürümeye terkedildi. Pikap iğnesinin döner tabla üzerinde hareketini görmeden, iğnenin çıkardığı hışırtılı ses ile müzik dinlemeden büyüyen bir nesil yetişti.




Yukarıdaki cihazı görünce bu iki nesil arasında bir köprü oluşturduğunu farkettim. Artık baba-dede yadigarı plaklarınız varsa hem bunları ileriki nesillere saklamak hem de dinlemek için bir alternatif var.




Yukarıda İngiltere'de satışa çıkan USB çıkışlı pikap £89 ( yaklaşık 200 YTL) plak arşivinizi dijital formata çevirmek üzere dizayn edilmiş. 33, 45 ve hatta 78 devir plaklarınızı bilgisayarınıza aktarabiliyorsunuz. İçinden çıkan yazılım sesteki hışırtıları (!) bozuklukları düzeltebilecek özelliklere sahip. Windows, Mac uyumlu. Ayrıca üzerinde kendi speakerları var sadece dinlemek için.




Müziği hayatınızdan eksik etmeyin...!




5 Eylül 2008 Cuma

En Tuhaf Kitap İsimleri




İngiliz The Guardian gazetesi gelmiş geçmiş en tuhaf isimli kitaplardan bir derleme yapmış. baktım hakikatten çok ilgin isimli kitaplar var ve sisinle paylaşmaya karar verdim. Bir nebze gülümsetebilirsem ne mutlu bana :)



Benim favorim bu kitap "the anger of aubergines" Patlıcanların Öfkesi. Herhalde kızgın patlıcanların ocakbaşında arkadaşlarını katleden insanoğlundan intikamını filan konu ediyordur.












İngilizcede bir deyim vardır "not give a rats ass " bir konuyu önemsemediğinizi, umursamadığınızı göstermek için kullanırsınız. Yazar arkadaş herhalde bu deyime gönderme yapmış.

"RATS for those who care" " Fareler: Önemseyenlere"





Bu Benim karşılaştığım en tuhaf el işi dergisi. Köpek Tüyleriyle Örgü. Alt açıklama beni damardan vurdu: Tanımadığınız bir koyundansa tanıdığınız bir köpekte süeter daha iyidir.







Ve bir yemek kitabı: Tavuk Coşkusu.
Başka bir açıklamaya gerek varmı?












Bu kitap beni bitirdi: How to Shit in the Woods " Çalılıklara nasıl s..ılır". Başlıkta bir de şöyle bir ibare var : Gözden geçirilmiş 2. baskı. Neyi gözden geçirdin be mübarek.. :)








Bu biraz korkutucu "People Who don't Know They're Dead" Öldüklerini bilmeyen insanlar. İyi film adı olur.









Bu kitap da imkansızı vaat ediyor. Tek Kelime bilmeden İtalyanca öğretiyormuş. Herhalde Vücut Diliyledir.
İşte Do It Yourself yani Kendin Yap tarzı kitapların geldiği son nokta.
Hoş Tabutlar: Kendiniz yapmak için